17 Ağustos 2011 Çarşamba

yaz günü

Mephisto değil Alkım, içinde misin?
Arkana bak!
[Ya içindesindir çemberin, ya da dışında yer alacaksın.]
[Çemberin] dışına çıkalım.
Taksiye binsek mi?
[Hey hey hey taksi, bütün işlerim gitti aksi.]
Peki ya bu iyi gider mi?
İstanbul Modern'e gidiyoruz.
Taksici ['Hadi kalk gidelim hemen şu anda, kapa telefonunu bulamasın arayanlar, açarız radyoyu, yol nereye biz oraya' der mi?] birşey demeden ilerler...
Sergi [sanatın anlamadığımız şey olduğuna hiç aldırmadan] babaanne gardrobu ve mülteci kampı kokulu ufak salonları dışında pek bir güzel. [ama kızın kafası kadar güzel değil..]
Merdivenler ve yokuşlar Taksim'i işaret eder. [ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden..]
Söze Anime karışır. [su pek bir bulanır..]

Ahşap masalı barın artık masaları yoktu.
Konak olağanca uzaklaştı.
Balkonun alt katı, gözlüğünü takmamış ya da komşusuna gitmiş bir insanı evinde hissettirecek kadar huzurluydu.
Müzik güzeldi... Bir insanın istemeden karınca öldürmesi kadar güzel... Karınca hiç doğmamış gibi ölüydü. 
Bardak bir daha asla temiz olamayacaktı.
Kız, yabancıya yaralarını gösteremeyecek ve onlara dokundurtmayacak kadar ürkekti. Öte yandan yaşadıklarına rağmen çok neşeli ve  hayat doluydu da.
Çocuk meraklıydı. [ama merak, öğrenince geçer, bir toz bulutu bile kalmaz geri.]
Kız bunu biliyordu. [Kanadına dokunulan kelebek kanatlanamaz.]
Sonra alkol mikropları, önyargıyı, herşeyi temizledi. Geriye sadece güzel insanlar kaldı. Doğa kadar çıplak insanlar.
Plansız planlar eşliğinde yürüyüş...
Yürürken bir bardan yükselen [Ne olduğu asla hatırlanamayacak..] güzel müzik...
Çocukluktan kalma muhabbetler, gülüşler...
Yanaklara kondurulan kelebek öpücükler... [Veda busesi]
Kızın çocuğa verdiği içi oyunlarla dolu dergi...[İçi umutlarla dolu hayat gibi...]

Sonra ne olmuş?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder